“Kötü Anne” Diye Bir Şey Var mı?
Bir gün bir anne sordu: “Ben kötü bir anne miyim?”
Bu soru, sadece bir cümle değil; içine binlerce uykusuz gece, susturulmuş çığlık ve görünmeyen çaba sıkışmış bir hayat gibiydi. Soru bir cevap aramıyordu aslında; sadece birinin çıkıp “Seni görüyorum” demesini bekliyordu.
Peki, nedir bu dillerden düşmeyen “kötü anne”?
Sabrını kaybeden mi? Çocuğunun her öfkesine aynı sükunetle yetişemeyen mi? Yoksa kendi yorgunluğunun altında bazen nefessiz kalan mı?
Eğer buysa; insan olan her anne, zaman zaman bu tanımın içine düşer.
Ancak zihin etiketleri sever. Çünkü etiket, belirsizliği öldürür ama potansiyeli de kilitler. Kendinize “kötü anneyim” dediğiniz an, gelişebilen bir insan olmaktan çıkar, kapısı açık bir kafesin içinde hapsolursunuz. Kapı açıktır ama suçluluktan göremezsiniz.
Hatalar Devleşir, Doğrular Görünmez Olur
Annelikte tuhaf bir terazi vardır: Hatalar bir dağ gibi büyütülürken, her gün verilen o sessiz emekler, çekilen bindir zahmet görünmez olur. Takdir, çocuğun başarısına bağlanır; suç ise hep annenin kucağına bırakılır.
Oysa gerçek şu: Hiçbir çocuk, kusursuz bir annenin eseri değildir. Ama her çocuk, kendi hikâyesini dönüştürmeye cesaret eden bir annenin içinden geçerek büyür.
Mesele mükemmel olmak değildir. Mesele, o “kötü” dediğin halin altındaki deşifreyi yapabilmektir.
Kötü Anne Yoktur, Kendi Çocukluğunu Taşıyan Anne Vardır
Epigenetik bize şunu fısıldar: Bir anne bazen kendi sesini değil, kendi annesinin ya da ninesinin korkusunu haykırır. Bazen o tahammülsüzlük hali, annenin şahsi kusuru değil; nesiller boyu aktarılan ve “Proje Amaç” döneminde hücresine işlenen o ağır stresin dışa vurumudur.
O yüzden; Kötü anne yoktur. Yorgun anne vardır.
Yaralı anne vardır. Kendi çocukluğunun görülmemiş yaralarını hâlâ içinde taşıyan anne vardır.
Kendinize bir etiket yapıştırmak yerine, kendinize bir farkındalık alanı açın. Şunu sorun: “Şu an bu tepkiyi veren ben miyim, yoksa içimdeki o çaresiz çocuk mu?”
Neslin Hikâyesini Değiştirmek
Bir anne kendine “ben kötüyüm” demek yerine “şu an neyi taşıyorum?” demeye başladığında, sadece kendisi iyileşmez; bir neslin kaderi değişir. Çünkü annelik bir sonuç değil, bitmek bilmeyen muazzam bir keşif sürecidir.
Bugün o etiketi çöpe atın.
Çünkü mükemmel bir anneye değil; sadece “burada” olan, nefes alan ve dönüşmeye niyet eden bir anneye ihtiyacı var o çocuğun.
Umut, suçluluk bittiğinde başlar.
“Davranışlar, biyolojinin sessiz dilidir; kodları çözmek, geçmişin mirasını geleceğin özgürlüğüne dönüştürmektir.”
Sinem Genez Turan
Davranış Bilimleri Uzmanı ve Aile Danışmanı