İnsan bütünsel bir varlıktır. 

  • Anasayfa
  • İnsan bütünsel bir varlıktır. 

İnsan bütünsel bir varlıktır. 

Evrenimiz, düşlerimiz, hayallerimiz, düşüncenin evredir. İlk rezonans, ses titreşimi ile ol kelimesi ile başlar. İlk yaratım, bir düşüncenin, bir rezonansın ürünüdür.

Rezonans kelime anlamı ile maddenin hareket ile birlikte sahip olduğu titreşim frekansıdır.

Ben sizlere yaklaşık olarak aktif 8 yıldır ilgilendiğim insan- aile-ilişkiler- iletişim-insanın en üst versiyonuna sıçraması gibi konularının temel kodları yani nedenselliği ile ilgili edinimlerimi aktaracağım.

Neden bazı insanları küçük bir olay yıkarken, tüketirken, hasta ederken… Bazı insanlar belki daha da büyük sorunlar karşısında dahi bir kazanımla büyüyerek çıkabiliyor.

İnsanları tüketen ya da büyüten ayıraçlar nelerdir?

 

Burası aklımın takıldığı önemli bir noktaydı. Herkesin bedensel işlevleri, yani tırnak içinde beden makinası aynı olduğu halde nasıl oluyor da insanlar bu kadar iyi ya da köyü kutuplarda yer alabiliyor.

Evet eğitim seviyesi, büyüme şartları, doğduğu ev büyüdüğü mahalle geliyor ilk akıllara…

Eee bir de irade makamı var. İyi kavramı da kötü kavramı da, fakirlikte zenginlikte görülür ve varlar. Her kesin babadan oğula geçmeyen milyonlarca zenginlik ve başarı hikayeleri de var diğer taraftan….

Bu seçimlerineleri insan neye göre ve nasıl belirliyor?

 

İşte kendi dilim döndüğünce size bizzat kendi yolculuğumdan bahsedeceğim. Bana iyi gelen size de iyi gelsin istediğim edinimlerimi paylaşacağım.

 

Ben biraz zor ikna olan biri olduğumdan, klişe bilgilerinden bahsetmicem. Çünkü gerçek Bilgi olmadan sabahtan akşama kadar ben iyiyim güzelim, sağlıklıyım değerliyim dediğinizde bunlar gerçekleşmiyor.

Bu bilimin üzerine oturmamış bir yerdir. Yani bizler doğduğumuzda elmas madenine benzeyen bir ruhla gönderiliriz. Zamanla bu elmasın üzerine tabakalarca çamur, is, pislik kaplar. Bunlar sınırlarımız, engellerimiz, etiketlerimiz, inanç kalıplarımız…

 

Ben bu duruma gelen ruhun üzerine olumlamalar gibi başka bir kaplama yapmak yerine, o elması iyice temizleyip parlaklığını ortaya çıkartmaktan bahsedeceğim. 

İçimizde var olan bu elması keşfetmezsek zanlarımızla, geçici iyi hallerimizle oyalanırız.

 

Ve ben bu elması çıkartmak için önce biraz fizikten ve bilimden yani kanıtlardan başlamak istiyorum.Bir fizikçi, felsefeci ya da tasavvuf ehli değilim. Referans aldığım kitaplar ise, Taşkın Tuna, Filiz Yerlitaş, Abni Arabi, İmamı Gazali, İbrahim Hakkı Hazretleri olucak…Bunun yanında birçok yabancı Joe Dispaonze, Ecart Tole gibi …

 

Evet insan bütünsel bir varlıktır.

İnsan sadece bedeninden, el-kol-bacaklarından, gözlerinden, midesinden, kulaklarından ibaret değildir. 

İnsan duyguları olan ve bu duygulardan etkilenen bir varlıktır.

İnsan aynı zamanda düşünen bir varlıktır ve düşünceler de insanı etkilemektedir.

İnsan bir çevrede yaşayan ve o çevreden de etkilenen bir varlıktır.

Bütünsel bir varlık olarak insanı arzu ettiği şifayı da ancak bütünsel şifa uygulamaları kazandırabilir.

 

Günümüz şartlarında yaşadığımız birçok bedensel ya da duygusal problemlerimizi insanı tırnak içinde “makine” olarak değerlendiren modern tıp dünyasında aramaktayız…

 

Bu da bilim olarak baktığımızda Newton fiziği bakış açısıdır. Maddeye engel olan sorun ortadan kaldırılırsa sorun kendiliğinden ortadan kalkar düşüncesidir.

Oysaki bu bakış açısı 3boyutlu olan insanın tek bir yönüdür. 

3 kör adama bir file dokunmaları istenmiş. Biri filin dişine, diğeri gövdesine, diğeri ise kuyruğuna dokunmuş.

Dişine dokunan sert uzun olarak, gövdesine dokunan tüylü büyük birşey olarak, kuyruğuna dokunan tüylü uzun ince yumuşak olarak tanımlamış. Yani hepsi filin bir özelliğini anlatsa da tam olarak fili anlatmamaktadır.

 

İnsanın bedensel boyutunun dışında, ruhsal boyutumuz ve zihinsel boyutumuzu işin içine nasıl dahil edeceğiz peki…

İşte burada kişisel gelişim, spirütüel bakış, ilim ve bilim giriyor devreye…

Ancak ben işin daha çok ilimin anlattığı biliminde kanıtladığı tarafları referans alarak çıktım yola.

Kendim de neredeyse 8 yıldır bu işe başlarken, analitik, maddeci, sebep sonuç yasaları ile ilerleyen bir karakterdim.

Referans aldığım bilgilerden kısaca bahsedip, asıl insanın madde boyutunda değişiminin nasıl sağlayacağı konularına geleceğim.

 

Evreni ve insanı biz newton bakış açısı ile tek boyut olarak algıladık dedik.

Etki tepki yasası, yerçekimi yasası gibi…

Eğitim sisteminde, toplumsal kültürümüzde bu Newton bakışı, zihinlerimizdeki kayıtlar bu kayıtlar dahilinde bilinç altımızın aldığı kararları da izliyoruz yaşamımızda…

Bu madde olarak algıladığımız alan atom üstü alandır ve bu alemin yasalarıdır. 

 

Ve 1900 lerde. Önce maddenin en küçük yapı taşı atomdur ve parçalamaz diye bilirdik hatırlayın. İşte zihin yapılarımız da o zamanlarda kaldı. Teknoloji değişti, teknoloji 100 yıldır çığır aşan büyüme ve yenilik gösterdi. Evler, yollar, arabalar, yaşam gelişti. Ancak insan beyni 1900 yıllarda bildiği tek boyutlu Newtoncu bakışında kaldı.

 

Evet haydi silkelenelim…

 

Kuantum kuramının keşfi ile dünya üzerine gelen tüm bilgilerin, akışların, ayetlerin, önemli kişilerin özlü sözleri birleşti. 

Mistiklerin Sufilerin aşıkların söyledikleri ile kuantum bilgileri ortak bir noktada kesişti. 

Kuantum bize görünmeyenin ardındaki görüneni, belirliliğin ardındaki belirsizliği, cansız maddenin ardındaki canlılığı, akıp giden zamanın aslında rolatif ve değişkenliğini gösterdi. 

Ve zerreden daha küçük olan atomun, tüm kainatın yapıtaşı olduğunu canlı cansız temel olduğunu gösterdi.

 

Atomun babası olarak bilinen DEMOKRİTOSun bölünmez dediği atomlar da bölünebilir çekirdek ve elektronlardan oluştuğu kanıtlandı.
Ve atomların içinde de ahenkli ve heybetli başka bir alem olduğu…

Atom altı partiküllerini bilgisi ve belirsizliği bir de görünmeyen boyutların varlığını bilimsel olarak açıklamaktadır. 

 

Peki bu bilgiler bizim çalışmalarımızda nasıl referans oluyor derseniz?
Dünyada evrende daha doğrusu canlı ya da cansız her şey bir atomdur yani dağın taşın suyun masanın kalemin atomu ne ise insanın atomu da aynısıdır. 

Mikrokosmoz dediğimiz küçük evren, makrokosmos dediğimiz büyük evreni içinde barındırır da ondan.

O yüzden Ne varsa alemde O vardır Ademde denilmiştir. 

Zerre küllün aynasıdır demiş Peygamber Efendimiz…1400yıl önce

 

Bildiğimiz evreni tanıdığımızda ve anladığımızda insanı da üç boyutuyla değerlendirmiş oluruz.

Ve bilimden aldığımız referansla da insanın ne kadar da az bildiğimiz bilinçaltı boyutunun kapıları da açılmış oldu.

 

Kuantum yasalarına göre parçacıklar, ancak ve ancak bir gözlemci tarafından kavrandığı ve mana yüklendiği taktirde anlam kazanır.

Atom çekirdeği etrafında dönen yörüngelerde hareket eden elektronları düzgün bir yol izlediği düşünüldü. Ama aksine, bu elektronların hareketine dalgalar eşlik ediyor ve bu dalgalar da adeta bilim adamları ile dalga geçiyordu. Çünkü bu harekette kesinlik yok yani ihtimallere dayalı bir belirsizlik prensibi var. 

Yani elektron mikroskobundan bir elektron inceleyen bilim adamı, nereye bakarsa elektron orada görebiliyor. Buda uzun çabalar uzun uğraşlar gerektirdiği söyleniyor. Bu bilgi dursun burada.

 

Evrendeki herşey bir enerjidir ve yalnız bundan ibarettir….

Fizik der ki bir an dünyasal gözlerle değil de bir üst boyuttan baksaydık dünyaya birbirimiz sadece parlayan ışık halinde ve boşlukları olan süptil bir enerji olarak görürdük diyor.

Yoğunluk ve hacimsel durumlardan dolayı ve titreşimlerimizin kaba olması bizim her şeyi sabit, katı olarak görmemizi sağıyor. 

Örneğin elektrik, ultraviyole ışınları radyo dalgaları gibi… hatta görmediğimiz ancak varlığından %100 emin olduğumuz sevgi, aşk, hoş görü, öfke, tiksinti, utanç gibi…ancak bunların yüreğimizde sıcaklığını ya da soğukluğunu hissederiz.

 

Yine kuantuma göre madde yok edilemez, ancak şekil değiştirir. 

Aynı düşüncelerimiz gibi anılarımız değişmez ancak anlamları dönüşebilir. 

 


Atom altı boyutta farklı evrensel yasalar vardır.

Rezonans Yasası

Bumerang Yasası

Tecrid Yasası

Denge Yasası

Seçimler Yasası

Özgür irade Yasası

Dürüstlük Yasası

 

Bu bilgi bize şunu anlatır.

İnsan da atomlardan oluştuğuna yani aynı hammadde olduğuna göre, düşüncelerim de aynı şekilde enerji olduğuna göre ben kendimde, düşüncelerimde neye odaklanırsam ona mana yüklerim ve o manayı değiştirebilirim ve yön verebilirim.

Ancak insan kendini ve düşüncelerini bütünden ayrıymış gibi deneyimler…

 

Atomlardan meydana gelen insan enerji bütünüdür, enerji deposudur.

Etten ve kemikten alışıyoruz değil mi, organlardan, organları meydana getiren yücelerden… Ve daha derine inersek, atom var bütünüz. Ellerimi bakıyorum evet karşımda bana ait ve benimle. Benim bir parçam. Fakat atomları, dalga halinde tüm evrende dolaşıyor ve aynı anda da benim elimde tecelli edebiliyor. Bu hız ve oluşum elbette bizim algılarımızın dışında. Onun zamanında meydana geliyor. Benim bedenimin atomları ile tüm kainatı atomları kaynaşıyor ve etkili işiyor. Dalga formu, enerji formu evrene geliyor ve tekrar bana geliyor. Çünkü ben ruhuma bir konsantresiyim. Bu yüzden bedenim dayanmıyor, azalmıyor, yok olmuyor, taki ruhum konsantrasyon etkisini çekene kadar.

 

Ruh saf bilgeliğe sahip.

Nefis kendi edildiğini, kolektif de var olanı, atasal kayıtlarımızda etkilenen alan.

Beden ise bu ikilinin yaşamı akmış kudret kalemi fare deneyi solucan deneyi

 

Karşılıklı ilişkiler sonucun herhangi bir nesne doğrudan doğruya o gözleyenin kavrayış ve algılayışı doğrultusunda biçim almakta ve yeni bir forma bürünmektedir dedik bunu çok kullanacağım.

 

Bu kadar bilgiden sonra biz enerji alışverişi yapan insanlarız. Bazen bir bakışın binlerce cümleden daha etkili olduğu onlara hepiniz tam kalmışızdır. Çünkü o bakış bize bir enerjiyle gelir ve yüreğimize ya aşk tohumları bırakır ya da nefret tohumları. Tek bir hareket, binlercesi buçuktan de bakıştan daha etkili olabilir kimi zaman. Çünkü o Hareketli ya o insana anlar severiz ya da terk ederiz. Ya da tek bir kelime, insanın kaderini, hayatın baştan aşağı değiştirme yeter. Bunların hepsi görünmeyen enerjinin etkileridir etrafımızdadır ve bizimledir. Biz enerji ile yaşarız biz de her birimiz enerji okyanusun içerisinde adeta yüzüyoruz.

 

Kainatın en küçük yapı taşı insan, insanın en küçük yapı taşı atom ve atom en küçük yapı taşı olan Kuantlar ve kuantlarımız soyut evrene açılan kapısında keşfedilen Takyonların görevleri anlaşılırsa gerçek görünür hale gelebilecektir.

 

Allah tüm kainatı ve canlıları yarattı, kendi varlığıyla ilgili ipuçları bıraktı. 

Arayıp bulalım, çaba gösterelim istedi. İnsana kendi ruhundan üfledi. Özünde mükemmel olan ruh varlığının kainatdaki yolculuğu bu yaşam…

bu ipuçlarını aramak, özünde var olan mükemmelliğini her boyutta tatbik etmek ve gerçeğe bir nebze yaklaşmak yaşam amacımız ve buna tekamül ediyoruz.

 

Son olarak;

 

Bu yüzden mistik çalışmalar, gevşeme, meditasyon, çeşitli namaz zikir gibi ibadetlerin yapılması gerekiyor. Bu düşüncelerimizin akışını rahatlatmak ve bedenimizdeki atomların, kainatın atomları ile irtibatını sağlamak içindir. Parça olmaktan dalga formuna geçmesini sağlamak için bir yöntem ve bir yoldur.

Düşünce bir enerjisi ve enerjinin en konsantre hali atom ise, atomun yaratma ve mucizeleri enerjisini anlayabilen, onu yönlendiren ruh enerjisinin ne boyutlarda olabildiğini de ne kadar tahayyül ederse o kadar da dönüşür…

 

İnsan yaşamda bir çok duvarlar ile kuşatılmıştır. 

 

Örneğin,

Amosfer basıncı ile yerçekimi bir duvardır. İnsanın yükselmesine uçmasına mani olur.

İnsan hep yere doğru çeker. 

Bir diğeri hava, havasız yaşayamayız.

Su ondan var edildiğimiz ve vücudumuzun %73’ü su olduğu halde suyun içinde yaşam süremeyiz. Çünkü havanın olmadığı yerde yaşayamayız

Yani dualitelerle dengede olan ve duvarlarla da sınırlayan bir yaşam. 

Bir diğeri vücut sıcaklığı duvarımızdır 35°’nin altında üşürüz 42° üzerinde beyin fonksiyonlarımz birbirine karışır vücut kontrolden çıkar. 

Bir diğeri en derin programız olan beş duyumuz. Bize hep, “böyle olmaz”, “imkansız” “tehlikeli” telkinler verildi. 

Eğer eşiklerimizi geliştirmezsek madde olmaktan ileri gidemeyiz ancak ruhsal gücümüz için manayı algılamanız gerekiyor.

 

Bütüne ait bilgiler DNA mızda kayıtlıdır. 

Geçmişte yaşadığımız tüm deneyimler beyin kimyamızı etkileyerek hücrelerimize elektriksel sinyaller olarak taşınır.

Düşünce enerjinin en üst düzeyde ve frekanslarında titreşen, en güçlü formu olarak kabul edilir. 

Zihin, kuantum titreşimleri halinde, enerji yüklü potansiyeller olan sonsuz alternetif ve olasılıklar arasından gerçeğini seçer ve onu maddi boyutunu taşımaya dönük tüm çabayı gösterir. 

Yani holografik esasa göre herkesin, her şeyin bilgisi birbiri ile irtibatta ve iç içe geçmiş durumdadır. T

Tüm duygu, düşünce ve Niyetlerimiz de bizlerden yayılan enerji dalgaları olması nedeniyle, hem bizi hem de çevremizi etkiler. 

O halde düşünce bizim gücümüzü kullanarak hedeflerimize yönelik beynimizi tanımalı, nasıl bir potansiyel güce sahip olduğumuzu anlamalıyız. 

Bu yolla içsel enerjimizi kararlı hale getirebildiğimizde bedenin titreşimine istediğimiz doğrultuda yönlendirebilme gücünü de elde edebiliriz.

 

Quan tüm boyuta verilen uğurlu bilgi aktarımı bilinen aksine sadece tek yolu değil, çift yönüdür. 

Geçmiş ve gelecek zamanlar bulunduğumuz anı oluşturur. Aynı geçmişin acılarının, geleceğin kaygılarının andaki depresyonu oluşturması gibi. 

Bize tuhaf gelebilir, lakin geçmişin tohumları atılmıştı, geleceğin tohumları da gelecek her bir an itibari ile atıyoruz. Ben değişimin bu noktasındayım.

O halde kuantum boyutu çift yönlü ise an daki değerlendirme ve kavrayışlar da geçmiş diye nitelendirdiklerimizi de etkiler.

Yani andaki değerlendirmeler geleceğe etkilediği gibi geçmişi de etkiler. Gelecekteki değerlendirmelerde anı belirler. Bu etkileşim de çift yönlü dur. 

 

Kuantum boyutunda atom altı birimlerin ne zaman ve nerede bulunacağı belli değildir. 

Onların ancak bir olasılık bulutu içinde bir yerlerde olabileceğini söylemek mümkün yani bu seçimlerimizdir seçtiğimiz ana kadar sadece bir olasılıktır.
Matrix filminde kırmız hap mavi hap gibi… Her an yaptığımız seçimler ile geleceğimizi inşa ediyoruz.

 

Herhangi bir gözlemci atom altı boyutunda bir gözlem yapana ya da onu algılayana dek olasılık bulutu bütün bilgilere sahip bulunur. 

Örneğin biz çocuğumuzla ilgili bir sıkıntıyı halletmek istediğimizde. Dürtüsellik olsun mesela, Aklımıza tüm negatif geçmiş tecrübeler gelir ve bu aklımıza gelir dediğimiz düşünce hızı takyonlar aracılığı ile bir ömür yaşatır bize… yani ben o anda gelen düşünceyi deşifre etmek istesem bir ömürlük zamana yayılabilir. Bu düşünceler beni düşürür, geleceğim ile ilgili kararlarımı da negatif etkiler. Gözlem yaptığım konu ile ilgili tüm olasılıkların olduğu denizde benim gözlem yaptığım yer dalga boyutu parça boyutuna geçer ve yaşamda suretlerini izleriz.

Yani negatif olasılıklar seçilip bir karar aldırır bize…

Ancak ben, bu olasılık denizinde negatifte olduğumu ve bu negatiflerin kaynağını geçmiş anılarımın etkisi altında negatifleri gözlemlediğimi fark etmekten bahsediyorum.

Geçmişte yaşadıklarım nasıl değişir, annem babamı değiştirebilir miyim, beni derinden yaralayan bir olayı yok sayabilir miyim? diyeceksiniz.

 

  1. Anıyı ya da kişileri değiştirmek değil, anılarımızın ya da kişilerin yaşamımızda bıraktığı anlamı değiştirmek. Kendimi onların izleri içinde onlardan bir parçaymış gibi değil onlardan ayrı anlamlandırmak 

 

  1. İnnsanın kendi tekamül sürecindeki katkısı için alınması gereken mesajı almak. Çünkü mesaj alındığında o artık görünmez olabiliyor. 

Bunu da soyut alemin bilimsel karşılığı olan Takyonlar ışık hızından daha hızlı hareket ederken(düşüncelerimiz)hızları düştüğünde kaybolduğu görülmüş.

 

Gözlemci her hangi bir şeyi, herhangi bir yönünü gözlemlediği anda gözlenen özellik suret bulur boyut kazanır sonlu ve canlı bir hale gelir. 

Ve bilimin de anlayacağımız gibi bizler baktığımız şeyin hangi yönünü gözlem dersek o yönü biz de açığa çıkacaktır ya da neyi hangi gözle ve algı ile bakarsak bizden de öz açığa çıkacaktır. 

 

Evren görünürlük kazanmak ya da suretlenmek üzere programlanmıştır lakin bunun için algılamak, fark edilmek ister.
Allah ben gizli bir hazineydim. Bilinmek istedim der.

Ve kendini bilen nefsini bilir, nefsini bilen de rabbini bilirse, kendinin de hazine olduğunu anlar.
Bu bedensel gördüğümüz hazinenin ötesindeki hazinelerden bahsediyorum.

Allah zaten gözün gördüğü, sesin işitildiği 5 duyu organımızla var olanlar tırnak içinde asıl hazine değildir.
Asıl hazine insanın mana boyutunda, değişmez denilenin değişmesi, yapılmaz denilenin yapılır olması… mucizelerin keşfidir.
Ben Adem’i yarattım ve bütün isim ve sıfatlarımı ona tecelli ettirdim diyor.
Allahın esmaları demek evrendeki tüm ilimdir. Adem’i de insanoğlu olarak düşünürsek. 

El Halik sıfatı ile (herşeyi yoktan var eden, yaratan) yine tırnak içinde. Cüzi iradesi ile, dönüştürmek anlamında “ yaratım gücüne” sahip olduğunu anlıyorum. Bu da gözlenmeye ihtiyaç duyar. Gözlemlenmediği zamanlarda bu bizim bedenimize blokajlar olarak yansır.

 

0 530 526 72 64