İnsanın anne karnındaki sürecinden itibaren var olan, yaşamsal çevrenin tüm uyaranlarını, eksiksiz bir biçimde kodlayan, işleyen ve depolayan, düşünmeden, otomatik olarak gerçekleşen tüm refleks davranışların oluşmasını sağlayan verileri, kişinin yaşamı boyunca saklı tutan, zihinsel alandır.
Bu aşamada belirtmek gerekir ki, bilinçaltı sadece veri depolama alanı değil, aynı zamanda kişiliğe, davranışlara, düşünce sistematiğine, kısacası yaşamsal olan her konuda karar ve uygulamalarımızda, farkındalığımız olmaksızın, çok önemli rol oynamaktadır.
Peki, bilinçaltı nasıl çalışır? Veriler, insan ömrünün ilk 6-7 yıllık döneminde çok yoğun bir şekilde işlenir.
İkinci altı yıllık dönemde ise deneme yanılma yöntemiyle pekişir.
12-14 yaşına gelinceye kadar etrafında meydana gelen olayları gözlemler ve 6 yaşına kadar sahip olduğu bilinçaltındaki verileri bir süzgeçten geçirip bir araya getirir.
Yani 12 yaşına gelene kadar bilinçaltında bir mukayesenin olduğunu söylenebilir. İşlenmiş olan hiçbir veri, hatta en küçük bir detay bile kesinlikle silinmemektedir.
Bilinçaltı, üst bilinç ile etkileşim içerisinde çalışır. Bu etkileşim, ikilik içeren bir özelliktedir.
Ön planda, bilinç kontrolünde görünen tüm davranışlar, arka planda bilinçaltı ile etkileşimdedir.
Bilinçaltı, sezgisel özelliklere de sahiptir. Kendini, rüyalar aracılığıyla ifade etmektedir. Bu rüyalar içerisinde, birçok anlamlı sembol aracılığıyla, üst bilince mesaj iletir. (Buradan anlaşılacağı üzere danışanlarımıza olumlama yaparken özellikle istekleri ile ilgili imgeleme veya hayal kurmalarını, görsel olarak zihinlerinde canlandırmalarını mutlaka söylüyoruz.)
Yapılan uluslararası araştırmalarda, insan beyninin asıl gücünün, istemsiz kullanılan bu alanda olduğu görülmüştür.
Psikoteknik araştırmalar, deneklerin geçmiş anılarıyla ilgili detaylarda, koku, mekân, hava durumu ve benzeri birçok normal bilinçle hatırlanması veya hafızada tutulması imkânsız detayın, bilinçaltımız tarafından sakladığı gerçeğini ortaya koymuştur.
Bilinçaltı, kişilik kodlarını etkilemesinin yanında, tüm güdüsel yanını oluşturduğu insanın, yaratıcı ve sanatsal yönünü de belirleyicidir.
Bilinç ile algılanan ve hatırlanabilen detaylar son derece sınırlıyken, bilinçaltımızda herhangi bir olay, durum veya bir anı, en ince detayına kadar kodlandığı için, üst düzey adli suçların araştırılmasında veya sorgulama tekniklerinde hipnoz yöntemine başvurularak, bilinçaltı ile iletişim kurulmaktadır. Söz konusu bu araştırmalar, bilinçaltının eşsiz gücü hakkında, bugünkü bilgileri edinmemizi, sağlamış bulunmaktadır.
Bilinç ve bilinçaltını örnekle ifade etmek gerekirse buna uygun en iyi örnek bir buzdağı olabilir. Buzdağının görünen kısmına bilinç, sular altında kalan kısmına ise bilinçaltı dersek hiç de yanılmış olmayız.
Gün içinde yapmış olduğumuz davranışların, içine düşmüş olduğumuz durumların ve yaşamış olduğumuz duyguların çoğu bilinçaltının kontrolü dahilinde gerçekleşir. Peki bu milyonlarca kayıt oraya nasıl yerleşti?
Elbette ki yaşantılarımızdan, tutumlarımızdan, gördüklerimizi içselleştirdiklerimizden, inançlarımızdan, tereddütlerimizden…
Gördüğümüz geçirdiğimiz her şey bilinçaltına kaydolur. Ve kaydolan bu bilgiler bilincimizi dolayısıyla hayatımızı yönlendirmeye başlar.
Eğer bir yerlerde bir şeylerin düzgün ilerlemediğini görüyorsanız bilinçaltınıza bir şeylerin yanlış kodlandığından emin olabilirsiniz.
Hala doktora gitmeye korkuyorsanız, bilinçaltınız çocukken doktordan korktuğunuz anı kodlamış demektir.
Eğer hala mutlu giden bir birliktelik yaşayamadıysanız, bilinçaltınıza karşı cinse olan güvensizliğinizi kodlamışsınız demektir.
Çünkü birey günlük hayattaki tepkilerini bilinçaltındaki birikmişliğe paralel olarak verir. Tüm duygular bilinçaltında kayıtlıdır.
Ve bilinçaltı, geçmiş yaşantıların birikimidir.
Örneğin; annesi kişiyi dışladığı için kişinin annesine karşı duyduğu kin ve nefret duyguları buraya atılır ve bir daha hatırlanmaz o duygular başka şekilde yön değiştirerek, eksiklik ve değersizlik, kabul görmeme duygusu vb. olarak ortaya çıkar ya da baba çocuğunu sevgisini gösteremediği takdirde baba sevgisine duyulan büyük ihtiyacın yarattığı eksiklik bilinçaltına gider, bu duyguların buraya gitmesi onların yok olduğu anlamına gelmez, yön değiştirip tekrar yüzeye çıkar.
Sevgi eksikliği, ilgi çekme ihtiyacı ve o ilgiyi görebilmek adına dengesiz ilişkilere tutunma, güvensizlik vb. duyguları olarak belirir. Kişi çocukluğunda baskı altında büyüdü ise, bunun yarattığı sıkıntı ve rahatsızlık bilinçaltına gider ve bu anı yön değiştirip yüzeye, hırslı bir lider olma, öfke, saldırganlık vb. duygularla ortaya çıkar. Kısaca bilinçaltı tüm yaşamı belirleyen yerdir. Nihayetinde bilinçaltı, söylenenleri sorgulamaksızın yani (iyi ya da kötü ayrımı yapmaksızın) söylenenleri emir olarak kabullenen ve kolayca yönetilebilen bir yapıya sahiptir.
Bu durumda kullandığımız sözlerin ne derece önemli olduğunu hatırlamak gerekiyor örneğin “beceriksizim, layık değilim, fakirim vb.2’’ örnekler çoğalabilir.
Yaşamımıza olmasını istediğimiz tüm olumlu olaylar gibi olumsuz olanları da çekebiliriz. Tüm bunların olabilmesi için bilinçaltında kayıtlı olan olumsuz anıların çözülmesi ve değişmesi gerekir, bu durumda bizlerin üstüne düşen görev, işimizi olabildiğince en iyi şekilde icra etmek, insanlığın daha aydınlık ve bilinç seviyesine ulaştırılmasına katkı sağlamaktır.
Bir kişi değiştiğinde ona bağlı kaç kişinin (10.000 yazar kitaplar )değişeceğini hesap edersek sonuçta ulaşılan rakam hiç de fana sayılmaz.
